ibrahim's profileibrahimPhotosBlogListsMore Tools Help

ibrahim dağlı

Occupation
Location
Interests
İnsanın kendisini anlatması kelimeler zor oluyor.Kişiler tanıdıkça karakter ve düşüncemi kendileri çözerler.Zaman ve paylaşımlarbeni sana anlatır..
No list items have been added yet.
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
youtubesexwrote:

wWw.Sibersohbet.Tr.Cx

  

 

wWw.FreebooY.Tr.Cx

  

 

wWw.Siberx.Tr.Cx

  

Dec. 20

ibrahim

January 21

Kalbim...


 Bizim adımızın var olduğu ama kimsenin bilmediği güzel sokaklar vardı her zaman burada adımız var ama kimseler yoktu. Gizli kapaklı kalmış sevdalarımız ve içimizde acıyan bir yaramız her zaman var oldu hep bir şeylerin özlemi bir şeylerin sevdası oldu içimizde ne zaman ağlayıp ne zaman güleceğimiz hiç belli olmadı.. Hep rolleri başkası verdi elimize her zaman .. hiç bir zaman hiç bir sahnede assolit olarak oynamadım ama tek bildiğimiz ise Bizim adımızın var olduğu ama kimsenin bilmediği güzel sokaklar vardı..

 Her gün gülmek için de bir sebebimiz vardı. Kimi zaman durgun kimi zaman yorgun kimi zamanda bize atılan bir kazığın hesabını sormak için mücadele verdiğimiz ve her mücalenin sonunda yenik düştüğümüz kimsenin bilmediği ama bizim adımızın her zaman var olduğu güzel sokaklar vardı..

 Sabahları kalktığımızda odamıza vuran hafif bir güneş ışığı ve kimsenin veremediği sıcaklık vardı. Güneş o sokaklarda sadece ama sadece bizim için doğar sadece bize verirdi sıcaklığını..

 Hep hayalini kurduk yarınların hep elinden tutup yürüyeceğimiz bir sevgili ve her sabah kalktığımızda onun verdiği mutlulukla yola çıkmak onun huzurunu yaşamak ve her gece başımızı yastığımıza koyduğumuzda onu düşüneceğimiz ve her gece başını yastığına koyduğunda bizi düşünen bir sevgiliyi.. Hep ama Hep hayalini kurduk…

 Bizim hayallerimizin yaşadığı duygularımızın sınırsızca kol gezdiği ve kimsenin karışamadığı Ve sadece ama sadece bizim adımızın var olduğum kimsenin bilmediği sokaklar vardı….

 İşte o sokak her zaman var olacaktı. Taki bir gün bu beden toprak olup yok oluncaya dek… işte o sokaklar kalbimizin tam ortasında idi.. Bizimle doğdu bizimle yaşadı bizden başka kimse bilmedi sadece bizim adımız ve gizli kapaklı kalmış sevdalarımızın adının varlığı ile.. Ve kimsenin bilmediği ama bizim adımızın var olduğu, güzel sokaklar vardı….!

September 12

Yüreğimden Sana...

Beni götürdüğün aşkın ülkesinden yazıyorum.Kimbilir hangi düşlerdesin.Sesinin tınısında saklı umutlar alıp götürüyor beni bilmediğim yerlere.Yüreğine ulaşmış mektubumu okuduğunda gönül bahçemdeki tüm ağaçlar çiçeğe duracak sevda renkli gülleri masum papatyalar ismini ve rengini bilmedğin binlerce çiçek açacak sessizce.Hiç bitmeyen şiirim olmaya devam ediyorsun.Geçenlerde yaptığım birşey şunu öğretti bana,istesemde çok uzağına gidemiyorum senin.Hangi trene binsem içimdeki adres olan sana varıyorum.Hangi rüzgara tutunsam sana savruluyorum.Hangi denize aksam, yine senin kıyılarında buluyorum kendimi.Görüyorsun ya sebep olduğun mutluluğu sana anlatacak kelimeler arıyorum ve bulamıyorum.Sana sesimi işittirmek için dilenen bir garip yolcu gibiyim... 
July 30

SANA...

Gönlümün kıyılarına gezinip durmakta hayalin...
Sahillerimde ayak izlerin kalıyor.

Ayak izlerin sıradan değil, biliyormusun?
“Demek, sıradan olmayanların ayak izleri de sıradan olmuyormuş” diyorum.
Ayak izlerini seviyorum!..
Ve içimdeki deniz; yalayıp durmakta, sahilimde kalan öpülesi ayaklarının izlerini!..
Ve de usul usul sokulup, sana dokunup durmakta...
Güneş vurmuş gibi kızarmış yanaklarını; utanmış olmalı, diyorum!..

Tek aşinası sensin kumsallarımın... Nedendir bilmem, senden başka kimsecikler uğramaz buralara.
Ya da tek sana açılıyor bu sahilin kapıları. Ve de olanca güzelliği bir tek sana sunmakta...
Makuldür...
Sabahın ilk saatleri bu.
Gecelerim; koyu lacivert renklerinden ilk sana soyunmakta. Ve; günün ilk ışıklarıyla birlikte; hayalinin rengiyle bütünleşip, pastel tonların, muhayyilendeki tonunu kuşanmakta...
Yosun kokuyor martıların sesleri!..
İyi ki, varsın diyorum.

Zira yokluğunda, fırtınalarım kum savururdu buralarda...
İyi ya; ya senin içindeki denizden ne haber?
O da beni gezdiriyormu kıyılarında?
Ve ayak izlerime ve bana dokunup duruyor mu?..
Gizli gizli okşuyor mu hayallimi?..
Ve; uyutuverecekmiş gibi bağrında beni, mahmurlaştırıyor mu senin gözerin gibi benim gözlerimi?..
Suss...
Konuşma...
Sen hep sus!.. kokusunu duyduğun yosunlar gibi sus!..
Martıları kim anladı bugüne kadar?
Üstelik de çığlıkla anlattıklarının sırrına kim erdi?
Ama, sabahın bu ilk saatlerinde, martılarımın ilk çığlığını, bir demet halinde, iyot kokan sahillerimin ilk sana duyurmakta...
Yosun kokuyor martıların sesleri...

Ayak izlerine bitiyorum...
Sularım çalkantıda!
Ayak izlerine doluyorum!
Ayak izlerine bir sandal, iki de martı düşürüyorum.

Seni seviyorum...

Seni seviyorum...

Bu yosun kokuları hiç bitmesin...
Ve sen; gönlümün kıyılarından hiç eksik olma diyorum!
Terledikçe açıl denizlerime, zira ihtiyacımsın...
Mahrum kalmasın suyum tuzundan, mahrum kalmasın sahillerim ve yosunlarım kokusundan.
Esirgeme ayak izlerini sahillerimden.
Ayaklarını; izlerini, seviyorum!..

Seviyorum!..

Seviyoruuum!..
 
July 25

...

Yine sensiz sessiz bir gecede yağmur var bu şehirde. Gözlerinin içine bakarken gülen gözlerim gecenin bu kör vaktinde boşluğu seyrediyor. Balkon demirleri arasına sıkışmış caddeyi seyrediyor. Gözlerim hala gidişini seyrederken takındığı tavrı sürdürüyor. Hala buğulu, hala telaşlı, hala çaresiz, hala başıboş... Hayat ışığının yandığı gözlerim bugünlerde oldukça sönük. Yanıyorlar sevgili, ağrıyorlar, ağlıyorlar... Yanaklarımdan yine damlalar süzülüyor. Yüzümde garip bir hüzün, karşımda gülümseyen resmin... Yanaklarım ıslak, gözlerim dolu dolu... Hani sen nasıl derdin: “doli doli”... Gözyaşlarımı yine özgür bıraktım sevgili, yağmurun yıkadığı bu şehirde, evimin balkonunda.

Sensizliği düşündüm bir an, sensiz geçen iki haftayı. Ne de acımasızmış meğer hayat. Ne kadar da çile meraklısıymış aşk. Ne çok hüzünbazmış sevenler, sevdalılar. Hiç mi özlemedin beni, hiç mi merak etmiyorsun, hiç mi düşünmüyorsun, hiç mi, hiç mi?... Sonsuzluğa uçup gitmek isterdim sevgili. Sadece seninle olacağım sonsuzluğa. Senin ve benim olmadığı sadece ve sadece bizim olduğumuz bir yere...

Yağmurun bu şehri ıslattığı gibi gözyaşlarım yanaklarımı ıslatıyor. Yavaş yavaş, incitmeden indiriyor damlalarını. Gözlerim yanıyor sevgili, içim kanıyor...

Eskiden canım sıkıldığı zaman, kafamı dinlemek istediğimde, yalnız kalmaya ihtiyacım olduğunda yürüyüşe çıkardım. Yürürdüm yürürdüm yürürdüm... Saatlerce yürürdüm. Dinlenmeden, soluklanmadan yürürdüm ve düşünürdüm. Attığım her adım içimdeki sıkıntıdan bir parça koparır gibi gelirdi bana. Artık öyle uzun yürüyüşlere çıkmıyorum. Artık insanlar arasında fazla dolaşmıyorum. Artık bu şehrin sokaklarını arşınlamıyorum. Bana bakan meraklı gözlerle göz göze gelmiyorum. Artık dışarıda bir yerlerde oturup arkadaş sohbetlerine katılmak beni sıkıyor, eskisi kadar haz vermiyor. Artık işimi de sevmiyorum, mesleğimi de... Lanet ediyorum bu şehre, bu şehrin caddelerine, sokaklarına, parklarına. Lanet ediyorum bu şehrin kokuşmuş aşklarına, aşıklarına. Lanet ediyorum bu şehrin karanlığına... Sana son kez sarıldığım, seni son kez doya doya öptüğüm, sana son kez baktığım karanlığa...

Şimdilerde hayat sıradan, monoton... İş, ev, para, faturalar, ağlayan gözler, hüzünlü bir yüz ve yalnız bir kalp. Bugünlerde kendimi ölmüş hissediyorum. Ölmüşüm ya da ağır hastayım veya bir kaza geçirmişim ağır yaralıyım. Sevenlerim, ailem başımda toplanmış çaresiz gözlerle bana bakıyorlar. Ellerinden bir şey gelmemesinin hüznüyle bakıyorlar bana. Dudaklarımdan güçlükle bir iki kelime dökülüyor. Dökülen her kelimede sen varsın sevgili. Gözlerimi zorlukla aralıyorum. Yanıbaşımdasın, ellerimi tutuyorsun. Sevgili, gelmek için ölümümü mü bekliyorsun? Eğer onu bekliyorsan biliyorsun ki o çok yakın...

Bu şehre yağmur yağıyor. Biz yürüyemiyoruz. Seninle yağmurda yürümeyi özledim sevgili. Islanmayı, başımdan aşağıya doğru hızla inen yağmur damlalarını, gömleğimin vücuduma yapışmasını özledim. Seni özledim sevgili...

Yıldızsız ıssız bir gecede

Yağmur var bu şehirde

Seni seviyorum sensizken bile...
 
February 14

Yalnızlığı Okuyorum Gözlerinde

Sabahtı, ilk ışıkların gözleri kamaştırdığı bu soğuk eylül sabahında terk edilmiş kentin sokaklarında iki kişiydik. Benim bir iki metre önümde uzun boylu bir gölgeydi yürüyen. Sadece onun hakkında bildiğim gördüğüm tek şey rüzgara karşı savurduğu sigarasının dumanıydı...
 
Soğuk, ellerimde ki siyah eldivenlere rağmen ellerimi üşütebiliyordu. Ona deseydim “tut ellerimi, üşüyorum” diye şaşırırdı herhalde. Hem o kadar da cesur değildim ki. O yürüyordu önüm sıra ben onun gölgesine bakına bakına yürüyordum. Nasıl olduysa artık yan yana yürüyorduk. Soğuk, yeni başlayan incecik yağmur ve suskun iki beden... bir de ayazlı sabahın seheri. Aklıma öyle şeyler geliyordu ki ve ben bildiğim bütün kelimeleri hızla tarayıp ona hitap edeceğim üslubu belirlemekle meşgulken, soğuğa karışan ince ve kibar bir sesle “gözlerinizden yalnızlık okunuyor, biraz da çaresizlik” deyiverdi. Ben o şaşkınlıkla bildiğim bütün kelimeleri unuttum ve hiçbir şey söyleyemeden biraz daha yürüdük. Sonradan topladım kendimi ve “bunu önceleri gizlemeye çalışıyordum, herkesi ötesi de kendimi kandırıyor; beceremediğim zamanlarda kendime kız arkadaşlar buluyor ve hiç istememe rağmen onlarla oluyordum sırf yalnızlığımı örtbas edebilmek için... ancak şimdilerde rahatım çünkü karşıma henüz benim diğer yarımım olan parça çıkmadı ve ben hala arayış içinde , hala yalnızım ” dedim. Acaba çok mu açık söylemiştim içimden geçenleri. Onun yüzüne dönüp baktım bir an cesarete gelerek ve hayal kırıklığına uğradım. Sanki beni dinlemiyor gibiydi. Kafasını kurcalayan bişeye odaklanmış ve canı sıkılıyor gibiydi. Onun bu halini görmek beni iyice suskunlaştırmıştı, başımı önüme eğmiş ve konuşmaz olmuştum. Biraz da utanmıştım aslında neden olduğunu bilmememe rağmen...
 
Yavaş yavaş hava aydınlanıyor bir yandan da ısınıyordu. Onu süzmeye başlamıştım kaş altından. “neden susuyordu acaba ne derdi vardı?” diye soruyordum kendime. Bunca belirsizliklerle dolu yüzü soluktu, ufaktı. Gözleri o kadar küçüktü ki sanki yok gibiydi ve uzun saçlarını yalayan rüzgara karşı yürüyorduk. Güneş ışınları da , rüzgar da , yağmur da sadece onun için vardı sanki... sanki yaşam sadece o var olduğu için vardı. Ne bileyim belki de tanrı bile onunla olmak için hep yakınımız da dolanıyordu sanki..

Küçükken arzu ettiğim şeyleri gizlerdim. Güzel olana ve isterikliğini dışa vuran her nesneye karşı vurdumduymaz davranmaya çalışırdım. Her şeyi gizlemeyi ve susmayı tercih ederdim aslında hiç istemememe rağmen. İşte şimdi de aynı durumdaydım; o karşımdaydı , etkilenmiştim ama susuyordum. Ve bana kalsa bu suskunluğum sürecekti. Bakışlarını bana yöneltti ve aynı ince, kibar sesiyle “bende yalnızım aslında ve de evliyim. Eskiden olsa sana mutlaka karşına biri çıkacak ve o seni tamamlayacak derdim ama şimdi buna inanmıyorum. Çünkü her insan yalnızdır ve her kimle olursa olsun bu değişmeyecektir. Çünkü kimse seni senin gibi tanıyamayacak ve seni tamamlayamayacak. Beraber olduğun insan seni sınayacak, sana haksızlık edecek, seni aşağılayacak, üzecek ...” bir an sustu, ben gözlerimi yerden kaldırmış onun gözbebeklerine bakıyordum ve belki de nefes dahi almadan onu dinliyordum. “belki de terk edecek ve sen yine yalnız kalacaksın, yine yaralanmış, incinmiş ve haksızlığa uğramış olarak. Sonra kendini toparlayabilirsin elbet ve hayattan bir şeyler bekleyebilirsin ama asla birine bel bağlamaz ve onun gelip seni yalnızlığından arındırmasını beklemezsin, bekleyemezsin. Kendi kendine yetmeye çalışırsın ve açıklarını kendin kaparsın. Yani önceden kendini yarım görürken ve birinin gelip seni yamamasını ve bütünlemesini beklerken şimdi kendini bütün görürsün başka biri olmadan...”

Kendince haklıydı elbet söylediklerinde. Ve epeyce bir karamsar düşünüyordu. Belli ki bir darbe almış ve acısını hala unutamamıştı. Ama yine de benden bir adım öndeydi yaşamışlıkta. Ben hala iz bırakacak bir insan arıyordum o ise o izi çoktan beri taşıyordu. Sustum, söyleyecek çok şey olmasına rağmen susmayı tercih ettim. Konuştukça bir yerlerinin acıyacağını,onu mazisinin kötü köşelerinde dolaştıracağımı anlamıştım. Sustum çocukluğumdaki gibi çarçabuk...

Güneş iyice yükselmiş ve yağmur yağmaktan yorulmuştu. Kent normal yaşamına dönmüş ve binlerce insan tarafından istila olmuştu. Artık ayrılma vakti gelip çatmıştı. Elini sıkarken titrediğimi fark etmiştim o da bunun farkında idi ama umarsız davranıyordu. Bende çocukluğumdan tecrübe edinmiş olduğum gibi davrandım. Ve o güneşe karıştı gitti, tanrı da peşinden...

Ceza evinin kapısından içeri girdiğimde vakit öğleyi geçmişti. Eski dostumun gözü yolda kalmış ve beni görür görmez paylamıştı. “İnsan söz verdiği zaman mutlaka bunun arkasında durmalıymış ve tam saatinde randevusuna gitmeliymiş.” O bunları söylerken ben –yargılandığımı ve kırıldığımı- düşünüyordum. Bana geç kalma nedenim sorulmadan geç kalışım hakkında yorum yaptığı içinde dostuma kızıyordum için için...

Hayat aynı programı içinde devam ediyordu benim için. İş, ev, eski ve yeni dostlarla ilişkiler, uzaktan gelen cevaplanması gerekli mektuplar ve kavga... ama eskisi kadar bunalmıyor ve eskisi kadar fazla kafa yormuyorum hayat üzerine. Ki o bile şimdilerde beni görse gözlerimden yalnızlık okuyamaz.

Çünkü ben bir bütünüm artık...

 
Photo 1 of 6
by 
by 
by 
by 
by 
by